''Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi özler ateşi. Sevip
de yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır bütün işi.'' demiş
Ömer Hayyam...
Benim anlatacağım "Masal", Ömer Hayyam'ın bahsettiği tür
masallardan değil. Ömer Hayyam'ın yukarıdaki beyyinesinde
dediği şeyi anlatmak biraz uzun sürer diye o konuya
girmiyorum. Bahsettiği "sevgi" ve "ateş"i kelime anlamları
dışında manalandırmak gerektiğini söylersem sana ayıp etmiş
olurum. Bu arada, herkes Ömer Hayyam'ı sarhoş şair sanır,
aslında bir filozof ve matematikçidir kendisi. İçki içmediği
de rivayet olunur ama görmediğim için ne evet ne hayır
diyebilirim bu konuda...
Çoğu masal, "Bir varmış, bir yokmuş" diye başlar. Bir de "Az
gittik uz gittik. Dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık ki
bir arpa boyu yol gitmişiz” vardır masallarda. Sana bir
varmışı bir de yokmuşu anlatacağım. Sonra da, alınan yolu
anlatacağım.
Bu anlatacaklarım benim düşüncelerim. Bana göre doğru, sana
göre yanlış olabilir. Sana uymasa da, başka bir gözle bakmış
olursun konuya. Farklı bir bakış da göz çıkarmaz.
Unutmadan, bir de yaklaşımları bana uymayan İbn-i Arabi'nin
bir sözü var, der ki: "Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun!"
Bu sözünü severim...
Hepimiz bir şekilde dünyaya geldik ve öncesinde yoktuk.
Yokluğumuz bu dünya için geçerliyken öncesi neydi diye
düşünüyor insan. Vitamin vs gibi geyik cevaplar aklına
gelmesin, ciddi şeyler anlatıyoruz burada... Konuyu daha derin
ve daha öncesine bakacağımız çapta incelemeyeceğim şimdi.
Çünkü o konu başlı başına ele alınmalı diye düşünüyorum.
Hepimiz bir şekilde dünyaya geldik demiştik. Ve bu dünyada
"Var" olduk. Varlığımız, kuralları ve sınırları çok ince
tanımlanmış olan bir ortam içinde geçerli. Etrafımızı üç
boyutlu olarak tanımlayabiliyoruz. Sen zamanı da dördüncü
boyut olarak adlandırabilirsin ama bana göre zaman farklı bir
şey. Bak şimdi gözüme girdin, iyi bir fikir verdin, bir ara da
"Zaman" hakkında yazayım. Bana göre geçip gitmeyen şey
hakkında... Bu kadar ipucu yeter...
Bu evren, üç boyutlu tasarlanmışken, biz de bu koskoca evrende
Dünya denilen bir gezegende, şu anda bulunduğun koordinatta
varız. Varlığımız doğumumuzla başlayıp ölümümüzle bitiyor ve
"Yok" oluyoruz. Varlığımız gibi, yokluğumuzun da devamında
neler olabilir diye başka zaman bakarız.
Yani durum şu... Biz yoktuk... Var olduk... Sonra yine yok
olacağız... Sana bir şey çağrıştırdı mı? Başka bir yerde
benzer bir şey okumuş olabilir misin? Yok mu? Hafızayı zorla
biraz... Hakkaten bulamadıysan, bu utançla yaşa...
Ciddiyim...
Varlığımız esnasında, yokluğumuzda da, bir zamanlar var
olduğumuzu gösterecek eylemlerde bulunabiliriz. Mesela çocuk
sahibi olmak. Genlerimizin, artık gerçek anlamda var olmasak
da farklı bir şekilde varlığımızı taşıyabilmesi ilginçtir. Ya
da bu dünyada güzel bir eser bırakmak. Bu bir yapı olabileceği
gibi, bir ağaç, bir resim, bir beste, bir şiir olabilir. Sen
artık yoksun, ama bir zamanlar var olduğunun kanıtı.
Bir de, varlıklarının bir anlam ifade etmediği kişiler de
bizimle aynı havayı soluyor maalesef. Körü körüne, aklını
kullanmadan, söylenen şekle uygun yaşayıp gidiyorlar.
Varlıklarında dahi, varlıkları ile yoklukları bir. Onlar için
yazılmıştır masalın geri kalan kısmı. Az giderler onlar, uz
giderler, dere tepe düz giderler. Hayatı irdelemeden,
sorgulamadan, doğruyu aramadan... Onlar dönüp bakmayı bile
akıl edemez ama dönüp baksalar, bir arpa boyu yol
gitmişlerdir.
Sen varlığınla, yaradılış amacına uygun şekilde, değer üret.
Eser üret. Arkanda varlığını kanıtlayacak deliller bırak ki,
fiziki olarak yok olsanda, varlığın başka bir formda devam
etsin. Seni hatırlayacak bir dost bırak geride ki seni
anlatsın. Var olduğunu yaysın. Seninle ilgili masallar
anlatılsın. Bir varmış bir yokmuş desinler. Ama izin verme
dönüp de bakınca bir arpa boyu yol gitmeye. Herkes özensin
masalın kahramanına. Keşke ben de öyle olsam desin. Ve masalın
sonu sonsuza kadar mutlulukla bitsin...
Gökten üç elma düştü...